‘kitabistan’ Kategorisi için Arşiv

anayasa yazacam da dur bi bakiym…

Yayınlandı: Ağustos 25, 2011 / kitabistan

Üniversite ders kitaplarımın kütüphanemdeki yeri çok özeldir. Biliyorsunuz bendeniz Mülkiyeliyim. (Bu cümlenin hemen arkasına “devletçiyim, elitistim, resmi ideoloji yanlısıyım, jakobenim, momocuyum, eski-solcu-yeni-faşoyum” ibarelerinin de gelmesi yüksek ihtimaldir ama ben o yüksek ihtimale teğet geçmiş ve Mülkiyelilik kimliğine değilse bile Mülkiyelilik ruhuna ihanet etmiş biriyim. Neyse, bu parantez uzar, iyisi mi kapayalım.) Kütüphanemin ilgili raflarında ders kitaplarımın yanısıra sıra sıra SBF, TODAİE, SBFBYYO dergileri de bana göz kırpıp durur hep. Arada bir nostalji damarım kabarır, içlerinden birini alıp elime “ulan” derim kendi kendime, “az kalsın biz de mümtazlaşıp soysallaşabilirdik hani ha!”

Uzun zamandır aklımın bir köşesinde yeni bir anayasa yazmak var. Yok yok, Utopos’taki anayasa ile karıştırmayalım, o başka -o bir ütopya anayasası (bkz: şurası ve şurası). Bu dediğim, günümüz Türkiye’si için münasip ve elzem bir hukuksal ihtiyacın nesnesi. Sıradan bir blog yazarı oturup şöyle dört başı mamur bir anayasa metni yazabilir mi, buna cüret etmeye hakkı var mıdır? Valla neden olmasın, Aldıkaçtı‘lar maldıkaçtılar yazıyor da benim neyim eksik anasını satayım! Yazarım alâsından bi anayasso ve derim ki Celal Bayar Emmi gibi, “Aha, Ben De Yazdım”.

Şirin beldemizdeki sürreal ve hiperabsürd siyasi temaşaya artık akıl fikir erdiremez hale gelince önce Eyfel kulesinde gazete muhabirliği, sonra özel radyoculuk, sonra da peynir, yoğurt, zeytinyağı gibi konulara dalarak balataları sıyırmaktan yırtmış olan şahane insan, unutulmaz hoca, bilge kişi Artun Ünsal‘ın ders kitabına* bu sabah kütüphanemin önünden geçerken gözüm takılınca, şöyle tembel tembel sayfaları karıştırayım dedim. Ne şenlikli bi kitapmış yarabbi! Ama esas festival dipnotlarda! Anayasayı babayasayı filan unuttum gitti ossaat. Gidip Leo Bey‘i hastaneden taburcu ettirmem falan lâzımken, dipnotlar denizine daldım.

Meselâ, mümtaz anayasa “hukuk”çumuz (!), bir zamanların efsane hocası Mümtaz Soysal Bey, ne demiş vakt-i zamanında (s.166, d.107, 3 Ekim 1976 tarihli Milliyet’ten alıntı):

“Solun davranışı, galiba, demokrasi, özgürlük, insan hakları, hukuk devleti gibi kavramların korunması bakımından halk yığınlarına henüz yeterince güvenememekten ileri geliyor. Yığınları aldatarak oy çokluğunu elde edenlerin bu kavramları ezivermelerinden korkuluyor. Bu korkuyla da yargı organlarına sarılma, onlardan medet umma yoluna gidiliyor. (…)”

Vay anasını! Şanlı profumuz “halk yığınlarına güvenebilmek”ten dem vuruyormuş o sıralar.

Eh, demagoglar şahı The Sülü Bey es geçilebilir mi böyle konular açılınca! Buyurunuz:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın komünizme kapalı olduğu hakkında Anayasa Mahkemesi karar vermiş bulunmaktadır. Öyle olmasa şimdiye kadar ‘Komünist Partisi’ kurulmasına teşebbüs edenler olurdu.” (s.168, d.114)

Abariii! Ressam Efendi de 1978′de AYM’ne gönderdiği bir mesajda “Anayasa Mahkemesine ve dolayısı ile hukuk devletine yapılmış olan iğrenç saldırıyı nefretle” kınamış! (s.171, d.124)

Şimdi de, o meş’um bilirkişi raporlarını hatırlayınca tüylerimin diken diken olduğu Prof. Sulhi Dönmezer‘e kulak verelim:

“İktidarların halkın oyu ile kurulması, işbaşına gelenlere, devleti Anayasanın koyduğu esas ve prensiplere uyarak idare etmek yetkisini verir. İktidarların bu çizgi dışına çıkmamalarını sağlıyacak araç da norm denetimini yapmakla görevli bir yüksek yargı organıdır. (…) bu yargı organı norm denetimi yetkisi dışına çıkarak, kuralları maksada uygunluk bakımından da denetlemeye kalkışırsa milletin kendisini idare edecekleri seçmek temel hakkına, bu kere, yargı kanalıyla müdahale edilmiş olur.”

Rahmetli, varlık nedeni “çoğunluk istibdadı”nı önlemek olması gereken bu yüksek yargı organının azınlık istibdadını dayatmaması gerektiğini söylerken bugünkü mutlak jüristokrasi rejimini kahve falında görüvermiş demek ki…

Artun Ünsal hocam, yabancı bir bilimcinin anayasal yargı organının yargısal denetim ilkesi altında kamu politikası yaptığı şeklindeki gözlemini paylaşmakla birlikte, AYM’nin bir anayasa organı olsa da “suprema potestas”, en yüksek güç olmadığını; bu yüzden bir jüristokrasiden sözedilemeyeceğini söylüyor. Bugün de bunu söyleyebiliyor mu, ilk fırsatta kendisine sorayım, en şahane peyniri nereden temin edebileceğim sorusuyla birlikte.

Bu kitaba tekrar dönmek istiyorum çıkmaz ayın sondan bir önceki çarşambasında.
______________________________________________________

(*) Artun Ünsal, Siyaset ve Anayasa Mahkemesi (“Siyasal Sistem” Teorisi Açısından Türk Anayasa Mahkemesi), AÜSBF Yayınları, 1980

(**) İlk yayımlandığı yer: Jazzetta, 08.11.2008 – 13:02 Posted by | KİTABİSTAN | 58 Yorum |

Reklamlar