‘budak’ Kategorisi için Arşiv

ya/kın

Yayınlandı: Ekim 1, 2011 / budak

salem kemeri misin adınla havamın cıvalandığı kadın
adın kadar mısın, kararında uzun ve balıketi ve endam yatağı
kurumuş çakıllanmış kurbağasızlanmış
bildim: aşk trenle geçti kasabandan kovboysuz çakaralmazla
ıslıksız, şık kapı çarpmasız, ince çatışmasız
bir aşkın tarihi bunca mı naylon olur öylesi derskitapsı
çocuklar birer ikişer çakar da bir kapı ardında zırlar
tenlerinde görülmez onmaz bir kamçı sızısı
nasibin ol hayattan: yalnız bir adamın sayfalarını çaldın

beden ki adı üzerinde: yarının yalanı, yirmidört ayar yalın
göze gelince görür orada buradaki çatlağın kaçınılmazlığını
kim demiş mış gibidir her olan, yazdım oysa orada burada: mış
girdim: kiminin beynine kiminin yüreğine, kiminin ten inceliklerine
talihsiz hırsız gibi, merdiveni belinden ansızın kırılmış
bir erkektim, anakronik avcı, prensesler arasında bir kurbağa
pişecek, öküze öykünmeyecek, hikâyedeki tüfengi patlatmayacak
kanlı da olsa, belki ısırığımsı, bir öpücük bekledim masalsı
zaman izafidir, oyuncudur hergele, yönünü de şaşırır şaşkın
ten ruha kavuşmakçün: kovasız tırmıksız, vezinkâr bir yangın

ah! ne kılıç, ne kın!

aut nihil

Yayınlandı: Eylül 24, 2011 / budak

otur. usulca iliş kıyısına geçip gitmelerin
yeni bir sözlük yapayım sana. tüy ve kurşundan, gübre ve inciden
kımıldama. söndür ateşini kalbinin, karanlıkta hemen farkedilir
filmlerin sonlarını uzatayım. salonlar tutayım
çatlaklar bitmeyecek. tarih düz ilerlemeyecek. sessizlik
çakır bir kurt gibi arayacak ormanda kaybolmuş eşini
otur. belleğin yerini tutamaz hiçbir müsekkin

sayfama geri döneceğim. tozunu al ciltlerin
yaşa. mecbursun bu tutsaklığa. çıkamazsın dilden
elma kurda seslenir. kurt vardır, elma kurda seslenir
her yeknesak uykudan önce diyorum ben bu hikâyeyi yazayım
her sabah başka başkayım o dillerin gözkarartıcı kıvrımlarında
çakımlarım bir tür tayf. uzun sürmüş bir eğlenti. gerisi silik
çık içimden. basit: yoksa nasıl bir daha girersin

espaslar, daraltılar, genleşmeler. antimadde. kromatinler
terebentin. kirlenmiş çivit mavisi. çıkık menteşelerden
bellibelirsiz dalgalar halinde yayılan bir tekinsizlik hissi
bırak bunların hepsi büyümenin ders kitabına eklensin

otur. daha erken
daha çok erken

ke/lime

Yayınlandı: Eylül 17, 2011 / budak

çirkinim, şiir yazıyorum
çünkü düşmez kalkmaz bir şiir vardır, aykırı tonu
newton kanununa ağır gelen darası.
sesi öyle koyverirsen gider bir dağa vurur
yaralar dağı orasından
berisinden, gerisinden
bense dağ gibi çirkinim, ulaşılmazlık
hayali içindeyim
senlerden derilmiş bir sizle
uyuşmazlığa ateşkes yaramaz
çapraz ateşler içindeyim
bir umumi affa bigâneyim
hissediyorum: hep aynı güzel teraneyim

bu pek uyumsuz bir uyum
çalgısız sualsiz bir armoni
bir kalbe bin kalbe gidermiş gibi giden
bir umarlı ezgiye dolanan çekiçten alkış karası.
oysa çirkinim, dedim ki şiir yazıyorum
görünmez kalemle, dökme kurşunla
uğruna uyanılan erken sabahlarla
sen ve sen ve sen ve sen
durun! yamacına nokta isteyen son kelimeyim

anlaşıldıkça yükselir gölgesi suçların
suç ki neye isterse ona konar
konduğunu pençe darbesiyle yaralar
anlamaya bir suçu bir kişi yeter
iki kişi çok gelir ağır düşer
suç dedik işte: iki el yetmez işlemeye
iki el yeter işlenmeye, simlenmeye
kapatalım bu bahsi bir aşk hikâyesinin girişinde
bırakın ise toza beleneyim

size ceza verememe cezası veriyorum
en güzel suçu diliyorum kendime
en güzel cezayı: şiiri
bakın hepimiz şiirler içinde
cezalar, suçlar, kırık aynalar içinde
çirkiniz, çirkinler, çirkinim
su verilmiş manâlarının parıldadığı kelimeler arasında
zulme meyleden mazlumum, lime limeyim

(*) müzik: eleni karaindrou, “finale”, the suspended step of the stork.