k’okumak

Yayınlandı: Mayıs 12, 2014 / fakirin kileri

Fakirin kileri, bugün kokuyor! Buram buram, türüm türüm…
Alın size yedi adet yazı… Kokulu silgi de yanında hediyesi!

***

(I)

Hasta yatağında refakatçinin soyduğu mandalinanın kokusu… Yorgun argın eve geldiğinde sehpanın üzerine konan buzlu limonatanın kokusu… Apartman kuytularının bazen ruhunu şefkatle sarmalayan, bazen de evcilliğiyle insanı usandıran bildik kokusu… Bir genç kadının daha önce birkaç kez giydiği kazağa sinmiş ter kokusu… Çoktan kaderine terkedilmiş bir mahzenin kokusu… Bir akşamüzeri öylesine yolun düşmüş bir mahalleden geçerken her yanını saran kızartma kokusu… Arozöz geçmiş caddenin sevinçli kokusu… İlk düşen yağmur damlalarının öptüğü toprağın kokusu… Gizli saklı girilip talan edilen tavanarasının kokusu… Babaanne gelinliklerinin naftalin kokusu… Yaşlanmış kitapların sayfa aralarına burnunu gömüp içine doyasıya çektiğin koku… Eski sinema perdelerinin güngörmüş kokusu… İlkokul kokusu…

(II)

Yeni dökülmüş asfaltın buğulu, kızgın kokusu… Tarih kitaplarından sızan kurumuş kan kokusu… Yazlık evinde seni görünce sevinen eşyaların toz kokusu… Çocukken her okul dönüşü kapısından usulca süzüldüğün, kışlık kavun ve elmalarla dolu odanın sessizlik kokusu… Odaya ışık girmesin diye pencerelere yapıştırılmış gazetelerin güneş yanığı kokusu… Dünyaya kapılarını kapatmış iki gövdenin alışveriş kokusu… İlkokulda aşı günlerinin kokusu… Hasat kokusu… Pazaryeri kokusu… Knut Hamsun’un romanından yayılan koku… Ramazan pidesinin, şarap ve tuzun, uzakdoğu tütsülerinin kokusu… Chopin prelüd ve noktürnlerinin kokusu… Annemin çıt çıkarmadan gözlediği servi-rüzgâr arkadaşlığının serin kokusu… Auschwitz, Mauthaussen, Treblinca, Dachau kokusu… Taze biçilmiş çimlerin üzerine fıskiyeden fışkıran suyun kokusu…

(III)

Bedestende gezinmenin kokusu… Kıyıya vurmaktan bıkmayan iyot kokusu… Bahçede çişini yaptıktan sonra evine dönen kedinin üzerine kış havası sinmiş kürkünün kokusu… Karne hediyesi olarak alınan bilgisayarın kutusundan çıkar çıkmaz yaydığı koku… Şişman kadınların biraz anaç, biraz mahçup kokusu… Haçlı seferlerine katılan soyluları adam eden koku… “Gelmekte” olan şiirin kokusu… Yazlık sinemalarda çitlenen ayçekirdeği kokusu… Balkonda gecenin kokusu… Başkanlık sarayının yıkıntısında Allende’nin tabancalı elinin, Yıldırım Bölge’de Sevgi Soysal’ın kararmayan yüreğinin kokusu… Kolay ve zor zamanlarda, geniş ve dar vakitlerde içilen çayın kokusu… İlle kahve kokusu… Çocukluğun haşarılık ve çikolata kokusu… Köy bakkaliyesinin kokusu… Apartmanlar arasında kalmış kümbetin yalnızlık kokusu… Taş kokusu…

(IV)

Kmer kafatasları nasıl kokar? Ya Videla’nın uçaklarından denize atılanlarınki? Jara’nın elleri? Bağdat kitaplarının dağılan ciltleri? Mostar köprüsünün taşları? Sabra, Şatilla? Magosa’daki bebenin delik deşik bedeni? Tianenman’daki paletler? Gulag takımadaları? Prag baharı? Mamak, Diyarbekir zındanları? Kürt köylülerinin bokla kamaşmış dişleri? Kızıl kahkahalarla çınlayan Bükreş sarayı? Kırım türküleri? Çocuk yüzüne yansıyan napalm? Mustafa Suphi’nin Karadeniz’i? Kuyucaklı Yusuf’un gömleği? Varna vapuru? Bir çağ yangınında gülü küle kesmiş, “gölgesi yıldız dolu” Metin abinin Süveyda’sı? Dido’nun Anadolu’ya selamı? Yorgun, bezgin kağnılar? Maraş’ta çarpılanan kapı kanatları? Otuzüç kurşunun açtığı otuzüç delik? Adiloş bebenin gözleri? Bitmek bilmez tehcir günleri? Stronsiyumlu japon şemsiyeleri? Düşlerine göz dikilmiş kızların başörtüleri?

(V)

Kereste dükkanı mı daha güzel kokar, marangozhane mi? Ziyaret saati bitiminde hasta odasından koridora taşan kokunun bileşimi nedir, niçin insanın yüreğini sızlatır? Bir ormanın kuytusunda böğürtlen toplarken içimi okşayan “orman kuytusu kokusu”nun resmini yapabilir miydim? Neden çingene kadınların sattığı çiçekler daha hoş kokuludur? Neden her sokağın kokusu farklıdır? İnsan üretimi kokular niye acınasıdır? “Kör”, “sağır”, “dilsiz”, “çolak” vardır da, niye koku duyusundan yoksun olanın sıfatı yoktur? Koku duyusu olmadan yaşamanın, körlüğün ya da sağırlığınkine eşdeğer bir yitim duygusu yaratabileceği doğru değil midir? Dünya uzaydan nasıl kokuyordur? Korkunun kokusunu gizleyen “r” midir? Niçin insanın burnu durmadan büyür? Kokunun kokusu çıkar mı?

(VI)

Herkes becerebilir koklamayı. Kokuyu okumak, okuyabilmek gerek. Çağın, zamanın, tarihin, insan doğasının, düşüncelerin, duyguların, yaşananın, yaşanabilecek olanın kokusunu alabiliyor musunuz? Koku moleküllerinin burnunuzun çeperinde gezinmesinin anlamı yoktur; marifet o moleküllerin kodlarının beyninizin gri kıvrımlarında çözülebilmesidir. Okumak, gözleriyle izlemek değildir satırları; kötülüğe dalmak, onu tanıdıktan sonra bakışlarınızla, görüşünüzle, vakur ve sade, ama kararlı duruşunuzla darmadağın edebilmektir. Hiç olmazsa diklenebilmek, eğilmemektir önünde. İlikli düğmelerinizi çözmek, eğilip bükülmemek, avazı çıktığı kadar bağırabilmektir haksızlığı, zulmü, aşağılanmışlığı. “Oku!” diye bunun için denmiş olmalıdır.

Burnunuza lavanta kokuları mı, gelen? Lağım ve kan kokusu mu yoksa?

Namusunuzla okuyun, gözlerinizle değil salt.
Görecek, dokunacak, işitecek, tadacak, kokusunu alacaksınız.

(VII)

Itır mı, zefer mi? Belki buhur, tütsü… Belki rayiha. Koku deyip geçme yolcu. Kokusunu alırsın alamazsın. Belki kokusu çıkar. Üstüne siner belki. Dur, kokla. Nefesin kokuyor. Nefsin kokuyor. Dünya kokuyor. Yol kokuyor. Yolculuk kokuyor. Geride bıraktıkların, henüz ulaşamadığın kokuyor. Zaferin kederi, kederin zaferi kokuyor.

Kulak verelim: Jean-Baptiste Grenoille geçiyor. Belki bir sabah uyandığımızda kendimizi kokumuzla buluruz. Sıradışıymış gibi sıradan, sıradan sıradışılıkta dehamız, tükettiğimiz gerçeğinde kıvrandığımız benzersizliğimiz, nedenini bastırmış tutkumuz, görülmemiş ölçüde bildik nefretimizdir görünmemiş korkumuz, sonunda gözüken kokumuz. Artık sıradan insanızdır; nefretinin kokusu gözle görülebilecek kadar keskin ve irkiltici, büyük İ’li insan.

Süskind haklı: Gözyaşının kokusu.

Kokuların, Koku’nun kokusu.

(*) İlk yayımlandığı yer: Jazzetta, 03.07.2006 – 12:17 Yazar FAKİRİN KİLERİ | 8 Yorum |

Reklamlar
yorum
  1. metin dedi ki:

    8 Yorum »

    Metin Ağabey, nefis bir yazı ellerine sağlık.İnşaallah senin bu kilerin tamamını kolaçan etme imkanızmız olu birgün…

    Kaç gündür içimi burkan bir acı var: Filistin.. Ahh filistin.. Yazayım diyorum dilim dolanıyor, zulmü seyretmekten başka elimden birşey gelmiyor.. Bu utancın verdiği azap kavuruyor yüreğimi..

    Acaba zorbaların kokusu nasıl? İşgalcilerin, hak hukuk tanımazların kokusu? Kanın, gözyaşının kokusu.. Tecavüze uğrayanların, baba-oğul sokak ortasında öldürülenlerin kokusu.. Evleri başlarına yıkılanların, açlık ve sefaletle büyüyen çocukların kokusu..

    Bir konuşma.. Biri bakımlı biri bakımsız iki çocuk konuşuyor. Bakımlı olan İsrailli yahudi bir ailenin çocuğu.. Diyor ki bakımlı olan :

    “My father told me that arabs are evil terrorst animals!”

    Öteki karşılık veriyor:

    My father told me nothing! He was murdered by yours..”

    Zorba bir katil, hem işgal ediyor, hem öldürüyor hem de öldürdüklerini, körpecik çocuğuna terorsit olarak tanıtıyor..

    Bu trajedi..

    Bizim elimizden de “Allah tuzaklarını başlarına geçirsin” demekten başka bir şey gelmiyor..

    Kokuların içinde boğuluyoruz..

    Yorum tarafından Suat Öztürk | 03.07.2006 – 17:37 | Düzenle

    Kalbimizin kokusuyla boğmamız lazım zalimin zulmünü…

    Yorum tarafından metin-thePoor | 03.07.2006 – 17:39 | Düzenle

    …Dedim. Şunu da diyorum: Dünya dünya oldukça bu zulüm de bitmeyecek, bu direniş çabası da. Onur onursuzlukla sınanacak, hayat ölümle.

    İltifatınız için teşekkür ederim sevgili dostum. (Bu arada size bir türlü e-posta yollayamıyorum deminden beri. Ne olduysa?)

    Yorum tarafından metin-thePoor | 03.07.2006 – 17:49 | Düzenle

    Filistin konusu benim blogda da var, Suat Bey’in blogunda da. O yazisinin basina birkac yil once babasinin gozleri onunde katledilen bir cocugun resmini koymustu. O resimin cagristirdigi duygularimi orda ifade etmeye calistim dilimin dondugu kadar. Su sozlerle:

    bekirlyildirim Says:
    July 4th, 2006 at 09:42
    Resimdeki cocugun ismi Muhammed al-Durra yanlis hatirlamiyorsam. Babasinin kalkani onu yakin mesafeden sikilan 12 kursundan kurtaramadi. Onbinlerce Muhammed-al-Durra’lar var, sadece bu son saldirida kac Flistinli kadin cocuk, erkek hayatin kaybetti bilmiyoruz, isimlier bir yana. Mescid-i Aksa’ya girip 40 tan fazla namaz halindeki emaatten kirkatan fazlasini katleden Nahum Goldstein’in (?) mezari magbet simdi hergun binlerce yahudi tarafindan ziyret ediln. Mennachem Begin “onlar hamam bocekleri demisti” Diger bir meden ve demokratrik Israil lideri onla icin “iki ayak uzerinde yuruyen hayvanar” demisti, Sharon ise “kadinlari oldurmeyelim diyen bir askere “onlar teroris doguracak oros*******, oldurun” demisti. Gene bir Yahudi lider , Lieberman, veya Mofaz olabilir “bir milyon Arap bir yahudinin tirnagina degmez” demisti. Bunlarin hicbiri hatirmanmaz, soylenmez, ama Yahudiler cocuklarini bunlari ogreterek buyuturler. “ustun irkin” cocuklarinin ninnileridir bunlar. Dunya Muhammed el-Durra’larin adini bilmez, esir alinan Yahudi katil’in adini ezberledi herkes. Birde icimizdeki Yahudi pi*****, ve usaklari bize “Kur’an’dan Yahudilerle ilgili ayetleri, Hadis-i Serifleri,Islam buyuklerinin sozlerini hatirlatip “kabahat sizde” derler hayasizca! Bugun gene BBC ve CNN haberlerinde, mulakatlarinda sorunun adi acikca konuyor “Askeri nasil kurtaracagiz”. Lanet olsun!

    Yorum tarafından bekirlyildirim | 04.07.2006 – 10:02 | Düzenle

    Yukrdaki yorumumla ilgili olarak bu tekzibi de koymustum Suat Bey’in bloguna aynen buraya naklediyorum, Sherlock Holmes’larin isini gucunu hastasini birakip “interactive” olmak zorunda kalmamasi icin:

    Mescid-i Aksa kattliamcisinin adini hatirladim. Nahum degil Baruch Goldstein olackti.

    Yorum tarafından bekirlyildirim | 04.07.2006 – 10:07 | Düzenle

    muhtesem bi yazı olmuş !

    bütün bu sınav telaşını unutup koşup eve kitaba sarılmak geliyo içimden sarılıp çözmek tüm sayfalarını birbirinden…

    ne güzel olmuş burası böyle ya…sanki annenemin eski evinin arka odalarında dolaşıyormuşum gibi oldum, hani anahtarların takıldığı yüksek yerlere uzanmışımda o kilitli odaları açmışım gibi… bi de o hafiften korkuyla karışık gizem kokusu sardı sanki ruhumu…
    daldım gittim bne ya kusura bakmayın uzun oldu 🙂

    Yorum tarafından seher | 16.08.2006 – 13:55 | Düzenle

    metin bey, kapatmayın n’olur. yarın işe gitmem lazım. gezemedim doya doya. kapatmayın ya, lütfen…

    Yorum tarafından elektra | 26.01.2010 – 00:59 | Düzenle

    Elektra Hanımcığım,

    Evli Bey’e cevabım sizin için de geçerli: Hadi birkaç gün daha açık kalsın gül hatırınız için.

    Yorum tarafından metin | 27.01.2010 – 12:20 | Düzenle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s