delik deşik olmak istiyorsanız buyrun!

Yayınlandı: Şubat 16, 2011 / jükrüpasapaşazı

Mutlu geçen çocukluk yıllarımı bir yana bırakırsak, hayatımın en güzel döneminin sonuna yaklaştığım bir sırada tanımışım onu. Adı, Jean Rhys. Yeni bir yazar keşfetmenin tadı, hiçbir şeyde yoktur handiyse. Edebiyat beğenisine güvenebileceğim nadir insanlardan biri tanıştırmıştı bu olağanüstü yazarla beni –ki böyle konularda aracı kurumlara hiç güvenmem aslında. Önce hangisini okuduğumu hatırlamıyorum, büyük ihtimalle “Geniş, Geniş Bir Deniz” olmalı. Aklıma gelirse aldığım ya da okuduğum tarihi yazarım kitaplarımın ilk sayfasının sağ üst köşesine. Buna yazmamışım. Diğer ikisineyse yazmışım: “Karanlıkta Yolculuk” ve “Günaydın Geceyarısı”, 1.8.91. Kitapların çevirmeninin Pınar Kür oluşundan duyduğum sevinci de unutmadım elbet. Gerisi, bir çırpıda, sular seller gibi okunuveren, son sayfalarının sonunda dünyanın en değerli incisini bulmuş bir inci avcısı halet-i ruhiyesiyle esrinen, yeni ve sıkı bir yazar keşfetme heyecanı boşa çıkmamışlığın verdiği keyifle dört köşe olunan, günlerce etkisinden sıyrılınamayan üç adet kitap…

***

Hayatı orasından burasından kesitini alarak, bölük pörçük ederek, tek bir renge bürüyerek sözde “açıklayan”, buna karşılık tumturaklı iddialarla karşımıza dikilip onu bütünselliğiyle analiz ettiğini ve bu analizden yola çıkıp bize bir tez ürettiğini söyleyen ideolojilerin tümü de, bizatihi, ideoloji olmanın öngerektirdiği maluliyeti taşırlar: hayatın hakikatini kucaklayamama. Benim hiç hazzetmediğim feminizm de öyledir. “Geniş, Geniş Bir Deniz”e yazdığı yetkin önsözde Pınar Kür, yazarın erkekliğe bakışını irdelerken, Rhys’ın feminist olmadığına dikkat çekmekle kalmaz; şunları ekler sözüne: “(…) kadın-erkek ilişkilerini gerçek bir nesnellikle, iki tarafın da hakkını vererek, iki tarafa da anlayışla, sevecenlikle yaklaşarak ve iki tarafı da kesinlikle anlayarak anlatabilmesi onu feministlerden ayıran en önemli özelliktir. (…) onlardan daha inandırıcı, daha iç burkucudur. (…) temelde kadın-erkek çelişkisi değil, ‘zayıflar’ ile ‘güçlüler’ arasındaki çatışmadır Jean Rhys’ın konusu. Toplumun ezdiği, ayaklar altına aldığı, kırık dökük insanların, nerdeyse onlar kadar acınacak durumdaki katı, sert, kıyıcı ‘güçlüler’in elinden çektiklerini, yaşadıkları yoğun mutsuzluğu anlatmaktadır. ‘Zayıflar’ genellikle kadın, ötekiler de genellikle erkekse bu Jean Rhys’ın zorlaması değil, gerçeğin ta kendisidir.”

***

Pınar Kür’e kesinlikle katılıyorum: Öylesine inceden inceye, öylesine özenle yazılmış ki “Geniş, Geniş Bir Deniz”… “Geniş, Geniş Bir Deniz’in yetmiş yaşlarında bir kadın tarafından yazılmış olduğuna inanmak kolay değil. Kişi ne kadar dikkatli bir gözlemci olsa da, birtakım yaşantıları ne denli derinden yaşamışsa da zamanla unutur gibi geliyor… Ya da ilerleyen yıllar her şeye yeni yeni renkler, yeni yeni yorumlar kattığından ilk gençlik duyguları saflıklarını yitirir sanki… Jean Rhys’da hiç öyle olmamış. Yedi yaşındaki küçücük çocuğu da, on yedi yaşındaki genç kızı da, otuzunu aşmış yalnız kadını da tüyler ürpertici bir sezgi ve anlayışla, şaşmaz bir gerçeklikle, inandırıcılıkla anlatıyor. Bir yazar olarak ben, bu başarının karşısında gıptayla karışık bir hayranlık duyuyorum.”

***

Trajiğin duygusunu bize bu kadar derin bir anlayışla, böylesine çarpıcı bir dille, vıcık vıcık duygusallıktan çok uzak, göz kamaştırıcı bir duyarlılıkla verebilmesi, Jean Rhys’ı çok ayrıksı, çok özel, çok müstesna bir yazar yapıyor. Sözü yine Pınar Kür’e bırakayım en iyisi: “Jean Rhys’ın romanında insanı en çok burkan, bir çaresiz isyana iten şey, bu doğallık, bu kaçınılmazlıktır işte. Her şeyin neden böyle olduğu açıktır, bu koşullar altında neden başka türlü olamayacağı da… Gene de okur, ‘başka türlü olsun’ diye çırpınan roman kişilerine katılır. Polisiye film seyrederken, kahramanı arkasındaki eli bıçaklı katile karşı uyarmak için haykıran bir çocuk kadar olayların içinde, ama gene onun kadar elinden bir şey gelmez durumdadır. Kurtulamayacağı açık seçik ortada olan kişilere kurtuluş yolları arayıp durarak, umutsuz umutlara kapılarak, kaçınılmaz sona onlarla birlikte varır. Trajedinin bir tanımı da budur yanılmıyorsam.”

***

İlkgençlik çağımda, aldığım kitapları gıcır gıcır tutar, okurken sayfalarını bile nazikçe çevirirdim. Bir süre sonra farkettim ki, sadece ve sadece satırlarının altını çizdiğin, çizebildiğin kitap senindir! Ve okuduğun kitaba hayatın boyunca bir daha geri dönme ihtimalin öyle çok yüksek değildir. O halde, korkma, çiz altını satırların. Hatta bununla da yetinme; baştaki ya da sondaki boş yaprağa, okurluğunun izini bıraktığın sayfaların numaralarını listele.

İşte bakın, tam 16 yıl sonra, “Günaydın Geceyarısı”nı okuyan Metin’e geri dönebiliyorum böylelikle:

“(…) Bozulduğumu sanıyorsanız, öyle bir yaşamı hiç tanımamışsınız demektir – bir rüyanın içine fırlatılmışsınız, bütün yüzler maske ve yalnızca ağaçlar canlı ve kuklaları oynatan ipleri nerdeyse açık seçik görebiliyorsunuz. İnsan tabiatının yakın çekim planı – bir şeylere değmez mi? (…)

(…) İnsanlar bir mutlu yaşam özlemidir tutturmuşlar. Oysa, asıl mutlu yaşama, ölsem de bir, yaşasam da dediğinizde kavuşuyorsunuz. Uzun bir süre sonra, nice bahtsızlıklarla didiştikten sonra varıyorsunuz o yere. Ve, sanıyor musunuz ki, insanlar sizi orada rahat bırakıyorlar? Hiçbir zaman.

Bu kayıtsızlık cennetine vardığınız anda, sizi oradan çekip çıkarıyorlar. Ulaştığınız cennetten çıkıp yeniden cehenneme dönmek zorunda kalıyorsunuz. Tam dünyayı yok saydığınızda, o dünya gelip sizi kurtarıyor – en azından alay konusu yapmak için. (…)”

***

Bunlardan başka sanırım üç kitabı daha dilimize çevrilmiş durumda yazarın. Onları henüz okuma fırsatım olmadı. Olmalı. İyi bir yazarla hayatınız uzar, genişler, derinleşir, yeğnileşir, yoğunlaşır. Ben Jean Rhys’la da öyle oldum, iyi ki okudum.

(*) İlk yayımlandığı yer: Jazzetta, 01.07.2007 – 11:38 Posted by metinJÜKRÜPASAPAŞAZI | 17 Yorum |
(**) Metin Sarıçizmelimehmetağa, “Kim Korkar Hain Ruhtan”, Feşmekân Yayınları. (Soyadı ve yayınevi ismi temsilidir) :)

Reklamlar
yorum
  1. metin dedi ki:

    şimdi baktım da, “hiç hazzetmediğim feminizm” fazla keskin olmuş. “pek de hazzetmediğim feminizm” olarak değiştireyim onu.

    pınar kür’ü de sadece çevirmen olarak severim, yazarlığı ve politik duruşu beni çekmez. geçerken bunu da not etmiş olayım.

  2. metin dedi ki:

    17 Yorum »

    1.

    sevgili metin bey,
    sizi ve okurlarınızı blogumdaki seçim anketine katılmaya davet ediyorum. [ http://budalaca.blogspot.com ]
    bakalım seçim sonuçlarını doğru tahmin edebilecek mi anket merakı içindeyim de…
    sevgiler.
    mky

    Yorum tarafından [ m k y ] | 01.07.2007 – 12:59 | Düzenle
    2.

    Mky Bey,

    Hoşgeldiniz. Birazdan uğrarım malikanenize.

    Yorum tarafından metin-thePoor | 01.07.2007 – 13:29 | Düzenle
    3.

    Metin abi,
    bu kitabı okumak farz oldu..
    Çok güzel anlatmışsınız, sağolun..
    Peri yi de acaip özledim:(
    Onun da okuduğu/tavsiye ettiği herşeyi okumak istiyorum..
    O kadar iştah açıcı sunuyor ki kitapları hatta filmleri, mutlaka tadına bakmak istiyor insan…

    sevgilerimle..

    süt çocuku ece:P

    Yorum tarafından Ece | 01.07.2007 – 19:35 | Düzenle
    4.

    merhaba,
    ben geldim:) tina’nın tüyleri, bozulan klavye, şu bu derken yeni fırsat buldum bilgisayarı açmaya.

    jean rhys çok sevdiğim bir yazar ama bütün kitaplarını almışken ve okumuşken şimdi tek kitabı bile bende yok. dolayısıyla, kitapları açıp, yıllar önce beni “delik deşik eden” cümlelerini okuyamıyorum. ama ben düşünürüm ki, insan unutsa bile bir kez delik deşik olmuşsa, kitap da yapacağını yapmış olur. geniş, geniş bir deniz’i okuduğumda küçüktüm ve kitabı okuduktan sonra bir düş görmüştüm. kitaptan daha çok o düşü hatırlarım. belki bir gün anlatırım. kısacık zaten.

    ben şimdilik acele bir merhaba için uğramıştım. bu akşam zaman yaratabilirsem tatil yazısını yazacağım. evet, sıcaktı. çöl sıcakları oraya da uğramıştı ve yalaza kesmiş rüzgarlar okaliptüs’lerin dallarında uğulduyordu. sonrasında bildiğiniz gibi afacan portakal ağaçlarının tepelerini kocaman bir el gibi karıştırıyordu. karmakarışık oluyordu her şey. ve daha bir sürü şey, ben yazayım bunları.

    ece, sen beni hep şımartacaksın bu güzel sözlerinle. çok teşekkür ederim. ben de sizi çok özledim. geldiğim için sevinçliyim.

    herkese sevgiler.

    Yorum tarafından endiseliperi | 01.07.2007 – 21:18 | Düzenle
    5.

    Ece Kardeş,

    Teşekkür ederim. Evet, Jean Rhys okumanızı kesinlikle öneririm. İyi yazar, her zaman karşınıza çıkmayabiliyor. Çıktı mı da kaçırmamak lazım fırsatı.

    Yorum tarafından metin-thePoor | 01.07.2007 – 21:37 | Düzenle
    6.

    Peri Hanım,

    Hoşgeldiniz. Tatiliniz iyi geçmiştir umarım. Burada da dayanılmaz bir çöl sıcağıyla kavrulduk. Beynimiz sulandı. Nevrimiz döndü. Ne halt edeceğimizi bilemedik. Öyle sersem sersem dolandık.

    Jean Rhys gibi iyi bir yazar olmayı çok isterdim. Ola ola böyle hıyar gibi bir blog yazıcısı olup çıktım. Vermeyince mabut, neylesin Mahmut hesabı. N’apalım, buna da şükür.

    Evet, tekrar hoşgeldiniz. Yokluğunuz iyi değildi.

    Yorum tarafından metin-thePoor | 01.07.2007 – 21:41 | Düzenle
    7.

    Peri ciğim gelmiş:))
    hoşgeldin…
    bloğuna gideyim bakim, hemen..

    Yorum tarafından cenaze | 02.07.2007 – 00:41 | Düzenle
    8.

    Yahu ne güzeldir ve ne tehlikelidir, yıllar önce okumuş olduğunuz kitabı tekrar okumak.

    Kitabı iştahla alırsınız elinize ve sayfaları çevirmeye başlarsınız. Bir de bakmışsınız, yıllar önce aldığınız tadı almıyorsunuz. Çevirmeni kim diye ilk sayfaya dönersiniz. Allah allah, son derece de yetkin bir çevirmendir. İşte böyle durumlarda, okumayı yarıda bırakırım.

    Bir de, “başucu” diye nitelendirdiğim kitaplar vardır. Bunlar komodinin üzerinde durmasa da, kütüphanemde kolay ulaşılır yerlerdedir. Belli bir türde değildir bu kitaplar. Şiir de, öykü de, anlatı da, roman da olabilir. Birçok defa okuduktan sonra, tekrar okuyor/okumuş olmak bir bayatlık hissi asla vermez. Aksine, çok iyi bildiğiniz bir tadı -anneannemin yaptığı revani örneğin- belli bir süre sonra tekrar tatmaktır bu. Özlediğiniz bir tattır.
    ————–
    Jean Rhys’in “Dörtlü”sü okuma listemdeydi, öncelik kazandı!

    Yorum tarafından Günlerin Tortusu | 02.07.2007 – 11:41 | Düzenle
    9.

    Altını çizebildiğin kitaplar senindir lafına katılıyorum. Kitabın seneler sonra da raftan alınmış gibi durmasına bi anlam veremiyorum. Benim de trakıntılaırm vardır kitaplarla ilgili:

    1- Kitap mutlaka benim kütüphanem de olacak. Birinden ödünç alıp kitap okuyamayanlardanım ben!

    2- Kitap alırken fiziksel özelliklerine takarım. Yırtığı, çiziği, kıvrığı olmayacak

    3- En yakın iki kız arkadaşım dışında kimseye kitap ödünç vermem.

    4- ve en güzeli okuduğum kitapdaki sevdiğim cümlelerin altını çizerim. Sonra aylar, seneler geçip o kitaba tekrar dönüldüğünde o altı çizili cümleler benim için referans mahiyetindedirler. Çoğu kez duygularımı ifade etmekte bana yardımcı olurlar.Kitap sanki benden bir parça olur. Tarif edilemez bir duygu bu.

    5- en dayanılmaz takıntım, üçleme, dörtleme şeklindeki kitapların avcısıyımdır. Sevdiğim kiapların hemen bitmesine dayanamam, sanırım o nedenle seviyorum…varsa benim bilmediğim, sizin bildiğiniz üçlemeler hemen söyleyin lütfen.

    6- En sevdiğim ve okumadıysanız okumanızı tavsiye edebileceğim kitaplar:

    – Lawrence Durrell ( en sevdiğim yazar, maalesef yaşamıyor!): İskenderiye Dörtlüsü, Avignon Beşlisi…(aslında tüm ktapları)
    – Jean Paul Sartre: Özgürlüğün yolları üçlemesi

    Sevgiler,
    Özge

    Yorum tarafından ozge | 02.07.2007 – 15:08 | Düzenle
    10.

    Atilla Bey,

    Haklısınız, aynı zamanda tehlikelidir. Ama benim başıma pek gelmedi öyle bir durum nedense.

    Başucu kitaplarım benim de var elbet.

    Yorum tarafından metin-thePoor | 02.07.2007 – 15:58 | Düzenle
    11.

    Özge hanım,

    1: Aynen.
    2: Aynen.
    3: Kısmen. Ben kimseye ödünç vermem! Çok istiyorsa satın alır onu armağan ederim.
    4: Aynen. Yazıda belirttim zaten bunu.
    5: Yok benim öyle bir takıntım.
    6: Ohoooo! Hangi birini söyleyeyim ben!

    Yorum tarafından metin-thePoor | 02.07.2007 – 16:00 | Düzenle
    12.

    Yillar once okudugum bir kitabi tekrar okurken “bu satirin altini cizdigim icin beni assalar pek de haksiz sayilmazlarmis” ve “ben bunu nasil kacirmisim, nasil altini cizmemisim” dedigim cok vakidir… Hatta insanin en onemli ozelligi bu degil midir?
    Yani hep ayni seylerden, ayni sekilde hoslanan insan evrenin degismeyen tek prensibi olan “degisime” bile ayak uyduramiyor demek degilmidir bu?
    Elbette bir insanin “halen sevdigi” yerler olabilir… ama farkliliklar olmali…farkli acilardan bakabilmeli…
    degil mi?

    Yorum tarafından fatih demir | 02.07.2007 – 17:37 | Düzenle
    13.

    Fatih Bey,

    Zaten bir kitaba sahip olmanın en güzel yanı odur. Tekrar tekrar okursunuz, kendinizdeki değişimi katarak okursunuz, ve farklı okursunuz. Daha önce altını çizdiğiniz cümleler size geçmişinizden göz kırpar, vaktiyle şekillenmiş kişiliğinizin yansıması olurlar….

    Özge

    Yorum tarafından ozge | 03.07.2007 – 12:31 | Düzenle
    14.

    Metin Bey,
    Tatile gittim diye neler kaçırmışım.
    Zaten tatil öncesi Peri Hanım “Geniş, Geniş bir Deniz” başlıklı bir yazı yazıp hatıralarımı depreştirmişti, şimdi de siz neler yazmışsınız.
    Üstelik her nasılsa, “o” kitap kütüphanemden kaybolmuş. Farkedince çok üzülmüştüm.
    Bu durumda yeniden alıp, okumak şart oldu ki, hem de nasıl!

    Yorum tarafından ekmekçikız | 04.07.2007 – 00:59 | Düzenle
    15.

    Efenim hoşgeldiniz. Bugünlerde tatile gidenlere biraz düşmanca gözlerle bakıyorum üzerinize afiyet! Neyse, size kıyamam!

    Evet, bu kitap okunası bir kitaptır sizin de bildiğiniz gibi. Tekrar okunası mıdır -bence evet.

    Yorum tarafından metin-thePoor | 04.07.2007 – 17:46 | Düzenle
    16.

    Metin agabey,
    Ben tatil bolgesinde yasadigim icin tatile gidenlerden sayilmam de mi?
    Ne biliyim yani marinada boat, evin onunde havuz, deniz kenarinda parklar, gunes kumsal kumlar ve k…..
    hayat mi bu be!!!!
    Insanin kendisine ait bir adasi olmadiktan sonra neye yarar bunlar???

    Yorum tarafından fatih demir | 04.07.2007 – 18:01 | Düzenle
    17.

    Sevgili Fatih,

    İnsanın kendine ait bir adası değilse bile bir odası olmalı…
    Zaman da böyle ne çabuk geçtiğinin yarattığı sızıyla yüreği sızlatmamalı… Diyorsam da biliyorum ki boş.

    Yorum tarafından metin | 20.03.2008 – 10:41 | Düzenle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s